XVIII
Ay
Sonunu Beklemek
Öğrencilik
insana birçok şey öğretir. Ama en çok hesap yapmayı öğretir. Sadece matematik
değil... Hayatı hesaplamayı. Bir çayın kaç gün idare edeceğini... Bir ekmeğin
iki öğüne nasıl bölüneceğini... Otobüse binmek yerine yürünürse kaç lira cepte
kalacağını... Ve bazen insanın gururuyla ihtiyacı arasında kaç adım olduğunu...
Ayın son
haftasıydı. Cebimde kalan parayı masanın üzerine dizdim. Bir... Beş... On... Yirmi...
Hepsini topladım. Üç gün daha idare etmesi gerekiyordu. Kemal yatağın üzerinde
uzanmış tavana bakıyordu.
"Ne
kadar kaldı?"
"Gösterme."
"Neden?"
"Canım
sıkılıyor."
Yine de
gösterdim. Gülümsedi.
"Zenginsin."
"Dalga
geçme."
"Ciddiyim."
"Ben
geçen hafta makarna suyuna ekmek doğradım."
İkimiz de
güldük. Sonra aynı anda sustuk. Çünkü şakanın içinde gerçek vardı.
Yurtta
bazı akşamlar elektrik kesilirdi. Koridor kararırdı. Odalardan biri mutlaka
türkü söylemeye başlardı. Bir başkası masaya vurup ritim tutardı. Birileri
iskambil oynardı. Kimileri ders çalışmayı bırakıp hayal kurardı. Ben çoğu zaman
pencerenin önüne otururdum. Adana'nın ışıklarına bakardım. Mersin'i düşünürdüm.
Annem o saatte ne yapıyordur? Babam televizyon karşısında uyuyakalmış mıdır? Evde
çay demlenmiş midir?
İnsan,
özlemi kilometreyle ölçemiyor. Bazen iki şehir arasındaki mesafe, tek bir
mutfak lambası kadar oluyor.
Bir hafta
sonu yurda gitmedim. Laboratuvarda deneyim vardı. Herkes çıkınca ben kaldım. Cam
balonların arasında dolaştım. Tezgâhı temizledim. Şişelerin etiketlerini
düzelttim. Asistan hoca içeri girdi.
"Bitmedi
mi?"
"Bitirdim."
"Eve
git."
"Biraz
daha kalacağım."
Gülümsedi.
"Kimya
mı seviyorsun?"
"Çok."
Başını
salladı.
"İyi."
Sonra
ekledi.
"İnsan
sevdiği işi bulursa yorulur."
Bir an
durdu.
"Ama
pişman olmaz."
Bu cümleyi
o gün defterime yazdım.
Yıllar
sonra öğretmen olduğumda, sınıfta saatlerce ayakta kaldığım günlerde onu
hatırlayacaktım.
O gece
yurda dönerken kampüs bomboştu. Ağaçların arasından hafif bir rüzgâr geçiyordu.
Gökyüzü yıldızlarla doluydu. Bir bankın üzerine oturdum. İlk kez cebimde küçük
bir defter taşıdığımı fark ettim. İçine birkaç satır yazdım. Ne şiirdi... Ne
hikâye... Sadece birkaç cümle...
"İnsan
bazen görünmez olduğunu düşündüğü için daha çok çalışıyor.
Belki
bir gün biri fark eder diye..."
O
satırları yazarken bunun yıllar sonra koca bir romana dönüşeceğini bilmiyordum.
Ben
yalnızca içimde büyüyen sessizliği, kelimelere emanet etmeye başlamıştım.
—Hâkimyâ