Tutkunun Gölgeleri


Bir gün… gölgelerimiz birbirine dokundu.
Kaderin ince bir kıvrımıydı; güneşin altında
iki yarım kalp, bir anlığına aynı ritimde attı.
Kısacık bir tutku… ama sonsuzmuş gibi parladı.

Sonra gece çöktü.
Karanlık, adımlarımızı birbirinden ayıran
sessiz bir perde gibi indi aramıza.
Ve zaman — o acımasız cellat —
gölgemizi yavaşça yutarken sadece izledim.

Ben kalan yolda yalnız yürüdüm.
Senden tek bir iz, tek bir söz duyamadan…
On yıllar eridi avuçlarımda,
kendimi kaybettim takvimin boş sayfalarında.
Her seferinde gölgem güneşte uzadığında
elimi uzattım…
ve kader, yine boşluk sundu bana.

Bugün seni gördüm.
Bir yabancı gibi yürüyordun yanımdan;
yüzünde geçmişe dair tek bir kıvılcım yoktu.
Ben de başımı çevirdim…
ama o anda, duvarın taşlarında mucize bir kıpırtı belirdi.

Gölgelerimiz durdu.
Bizim adım adım unuttuğumuz her şeyi,
onlar tek bir saniyede hatırladı.
Geçmişten fışkıran bir çağrı gibi
birbirlerine yeniden yaklaşmak istediler.
Titreyen karanlık siluetler…
yeniden sevmeye yemin etmiş iki eski ruh gibi.

Ama biz — etten kemikten olan biz —
kör, sağır ve yorgun…
hiçbirini görmedik.

Gölgelerimiz bir daha kavuşamadı,
çünkü biz, kalbimizin unuttuğu bir aşkın
yanından kayıtsızca geçip gitmeyi seçtik.

                                                                         — Hâkimyâ                   

                                                                                           

resim : Google alıntıdır.