Özlem


Tuhaf bir şey bu özlem;
ne gözle görülür
ne elle tutulur,
ama içimde
yer tutar.

Hayallerimi özlüyorum,
hiç cesaret edilememiş sabahları,
yarım kalmış ihtimalleri,
en çılgın planlarımı.

Hiç var olmamışı özlüyorum;
adını koyamadığım
bir hayatı.
Keşke
bir kez olsun
gerçek olsaydı.

Özlem bende yaşıyor sanki,
öyle derin ki
bir gün acı diner, sessizlik çökerse
ben bu kez
özlemin yokluğunu özleyeceğim.

Çünkü o,
yoklukları sonsuzlaştıran
nazik,
gezgin bir nefes…

                — Hâkimyâ 

MAVİYE TUTUNAN YÜREK



Maviye tutunan yüreğim ister
Mutlu olmanın bir yolu düşsün bana
Erken kalkmak istemem gece ağır
Rüya sıcak kalsın acı bitse de 


Maviye tutunur yorgun yüreğim
Karanlık geçer umut kalır bana


Sahte düşe gönlüm yok yazgı istemem
Önceden çizilen yol bana dar gelir
Karanlık yolumdaysa saklansın ışık
Gözümü almasın içimi bilsin


Maviye tutunur yorgun yüreğim
Karanlık geçer umut kalır bana


Sıradan ömür istemem ama bilirim
Her gün bayram olmaz dünya yorulur
İçimde bir yer sessizce doğrulur


Maviye tutunur yorgun yüreğim
Karanlık geçer umut kalır bana


Artık kalmasın elimde yarım anlar
Saate bakmam zaman hoyrat bugün
Mavi deniz gibi olayım derin
Boğmasın ama alsın içine


Maviye tutunur yorgun yüreğim
Karanlık geçer umut kalır bana


Değneğin ucunda bir yıldız olayım
Yok etmesin geceyi yol göstersin
Büyülü bir söz isterim sadece
Yüreğe değsin yeter gerisi süs


Maviye tutunur yorgun yüreğim
Karanlık geçer umut kalır bana.


                           — Hâkimyâ 

Herkese...


Herkese iyi davranırım
çünkü başka türlüsü kolaydır.
Ben kolay olanı
hiç sevmedim.

Yüzüm çirkin—
inkâr etmiyorum.
Aynayla barışmadım,
barışmak zorunda da değilim.

Yakışıklı olsaydım
belki daha az düşünürdüm,
belki daha az
doğru seçerdim.
Bana güzellik verilmedi;
bana vicdan verildi.

Umursamaz sanılırım
çünkü gereksiz olanı taşımam.
Yargım keskindir.

Duygusuz değilim.
Duygularımı
harcamam.

Cenneti hak etmediğimi söylerler;
çünkü cenneti vitrin sanırlar.
Ben kapının önünde duran adamım—

içeri girenleri saymam,
dışarıda kalanları
unutmam.

Bir pembe dizide olsam
kötü karakter derlerdi.
Sessiz olduğum için.
Bağırmadığım için.
Doğruyu
alkışlatmadığım için.

Sevilirim.
Saygı görürüm.
Ama yüzüm
hatırlanmaz.

Sorun değil.

Yüzler unutulur.
Yapılanlar
kalır.

İyi olmak yetmez.
Güzel olmak
hiç yetmez.

( )

Çirkinliğim
geçiciydi.

Vicdanım
kalıcı.

Gerisi—

dekor.

                           — Hâkimyâ 

Ağıt (Anneme ithafen)


Anne…
Tuhaf bir şey bu özlem.
Göz görmez, el tutmaz
ama içimde durur,
susmaz.

Sesini özlüyorum anne,
adımı söylerken
kırılmayan heceleri.
“Üşüdün mü?” diye soruşunu,
ben daha üşümeden.

30 Ağustos’ta
bir gün ölmedi sadece,
bir ev kapandı.
Saatler çalıştı,
dünya döndü,
ama ben orada kaldım anne,
senin gittiğin yerde.

Hayallerimi değil artık,
seni özlüyorum.
Bir daha olmayacak olanı,
bir daha olmayacağını bile bile.

Fotoğraflar sessiz,
eşyalar yetim,
odaların nefesi eksik.
Yatağın soğuk anne,
benim içim daha soğuk.

Özlem içimde yaşıyor,
acıyla kardeş gibi.
Bir gün acı diner diye korkuyorum;
çünkü dinerken
senden de biraz götürür diye.

Gittin anne…
ama gitmek bu değil.
Sen bende kaldın,
ben sensiz kaldım.

Yokluğun
yokluk değil artık,
bir ağırlık,
bir gölge,
bir dua.

Yoklukları sonsuzlaştıran
o nazik,
gezgin nefes
şimdi benim içimde
sen diye dolaşıyor.


(Annem Halime Çinan'a İthafen)               

                         — Hâkimyâ 

ARANAN


Çöker gönlüme bir sessiz mavi hâl,
Her sabah doğarsın içime bir hâl,
Yoluma düşen her nefes seni çağırır,
Gel ey can, gel ey can… gönlümde kal.


Bir sır saklı durur derin özümde,
Bir adım ötemde, bin yıl sözümde,
Karanlık çöktükçe nur olup doğarsın,
Yanar gönlüm senin ateş közünde.


Dolaştım yolları nice iz gördüm,
Her izden bir nefes “Gel” diye duydum,
Bir kuş kanadında yükselir sevdamız,
Göğe vardıkça sen doldur içimi.


Aranan sensindir, gönlümde duran,
Gelene bir rahmet, gidene ferah olan,
Bir bakışın yeter diriltir canı,
Sensiz dünya çöker sabaha varmadan.


Gel, vuslat kapısı açılsın yine,
Tutuşsun kalbimde bin yıllık özlem,
Kaybolsam da yollar hep sana çıkar,
Son nefesim sende… ey can, ezelden.

                                        Hâkimyâ 



Tutkunun Gölgeleri


Bir gün… gölgelerimiz birbirine dokundu.
Kaderin ince bir kıvrımıydı; güneşin altında
iki yarım kalp, bir anlığına aynı ritimde attı.
Kısacık bir tutku… ama sonsuzmuş gibi parladı.

Sonra gece çöktü.
Karanlık, adımlarımızı birbirinden ayıran
sessiz bir perde gibi indi aramıza.
Ve zaman — o acımasız cellat —
gölgemizi yavaşça yutarken sadece izledim.

Ben kalan yolda yalnız yürüdüm.
Senden tek bir iz, tek bir söz duyamadan…
On yıllar eridi avuçlarımda,
kendimi kaybettim takvimin boş sayfalarında.
Her seferinde gölgem güneşte uzadığında
elimi uzattım…
ve kader, yine boşluk sundu bana.

Bugün seni gördüm.
Bir yabancı gibi yürüyordun yanımdan;
yüzünde geçmişe dair tek bir kıvılcım yoktu.
Ben de başımı çevirdim…
ama o anda, duvarın taşlarında mucize bir kıpırtı belirdi.

Gölgelerimiz durdu.
Bizim adım adım unuttuğumuz her şeyi,
onlar tek bir saniyede hatırladı.
Geçmişten fışkıran bir çağrı gibi
birbirlerine yeniden yaklaşmak istediler.
Titreyen karanlık siluetler…
yeniden sevmeye yemin etmiş iki eski ruh gibi.

Ama biz — etten kemikten olan biz —
kör, sağır ve yorgun…
hiçbirini görmedik.

Gölgelerimiz bir daha kavuşamadı,
çünkü biz, kalbimizin unuttuğu bir aşkın
yanından kayıtsızca geçip gitmeyi seçtik.

                                                                         — Hâkimyâ                   

                                                                                           

resim : Google alıntıdır.